19 Ekim 2014 Pazar

Yağmurdan Sonraki Soluk Ayın Hikâyeleri ile Mizoguçiu (Ugetsu Monogatari and Mizoguchi)

"Can't be praised enough, really.”(1)

Orson Welles


“Deneyimin meyvesi güzelliktir.”
Ugetsu Monogatari, yani Yağmurdan Sonraki Soluk ve Gümüş Ayın Hikâyeleri 1953 yapımı bir Mizoguçi filmi. Senaryo Akinari Ueda’nın aynı adlı hikâyesinden uyarlanmış. Filmlerin ticari adlarının, alakasız çevirilerle ne kadar saçma yerlere çekilebileceğine çok kez şahit olduğumuzdan ötürü “Yağmurdan Sonraki Soluk ve Gümüş Ayın Hikayeleri’ni garipsemiyoruz. Ancak çevirinin bire bir yapıldığını ve “monogatari” kelimesinin “hikâyeleri” anlamına geldiğini bir kenara koyarsak “Ugetsu” sözcüğünün güzel Türkçemizde 5 kelimeye tekabül ettiğini öğrenmek bir kez daha Japonlar yapıyor abi dedirtiyor.



-  Yazının devamı eser hakkında detaylı bilgi içerir. -

Film 16. Yüzyıl Japon iç savaşında hayatta kalmaya çalışan iki ailenin resmini çiziyor. Ana karakterimiz Genjuro, karısı Miyagi Ve oğulları Genichi’den oluşan ailemiz çiftçilikle hayatını sürdürürken ek iş olarak çömlekçilik yapıyor. Diğer karakterlerimiz de onların komşuları olan, Tôbee ve Ohama adında genç birer karı koca. Genjuro iç savaş durumundan yararlanarak çömleklerini büyük pazarlarda satarak iyi kazançlar elde eder. Yaşlı bilgenin de dediği gibi “Kolay kazançlar, karışık dönemlerin sona ermemesine yol açar.”. Nitekim öyle olacaktır da.

Ailesini seven Genjuro daha çok para kazanarak onları daha çok mutlu etmek ister. Onu bu hırsın pençesinde gören Miyagi eşini birçok kez uyarır. Komşu Tôbee ise yeteneksiz fakat hayalinin peşinden gitme isteğiyle yanıp tutuşan bir samuray olma meraklısıdır. Samuray olmak için zırha ihtiyacı olduğundan çömlekçilik işine o da yardım eder. Bu ikili ve Tôbee’nin karısı Ohama –kürek çekmeyi bildiği için onlarla gitmiştir- Pazar yerine giderler. Yolda korsan tehlikesi olduğundan Miyagi çocuğuyla beraber arkada bırakılmıştır.

Kente vardıklarında Tôbee zırh parasını topladığı ilk anda sıvışır ve hayalinin peşinden gider. Ohama da onu aramak için yollara düşer. Tezgâhta tek başına kalan Genjuro’nun bir sonraki müşterisi Lady Wakasa’dır. Zengin ve soylu bir aileden gelme Lady Wakasa Genjuro’yu büyüler ve evlenmek için ikna eder. Kutsuki Malikanesi’nin etkisine kapılan Genjuro ailesini unutur. Tıpkı Tôbee’nin yaptığı gibi.



Tôbee ölümüne şahit olduğu bir generalin kellesini çalar ve bu ünle hayaline kavuşur. Artık Tôbee emrinde onlarca savaşçı olan bir samuray, Genjuro maddi güzelliklerin büyüsünde bir keyifçidir. Bu sırada eşleri iç savaş sırasında yalnız bırakılmış, terk edilmiş, unutulmuş, zor durumda bırakılmıştır.

Tôbee, dinlenmek için emrindeki askerlerle bir handa durur ve karısının kötü yola düştüğünü görür. Genjuro ise Lady Wakasa’nın ölüler diyarından gelen bir hayalet olduğunun farkına varır ve malikâneyi terk eder.

Tôbee yalvar yakar karısını ikna eder ve evlerine geri dönerler. Tôbee artık bir samuray değil, ancak çalışkan bir çiftçidir. Kötü şeyler yaşanmış olsa da yeniden bir araya gelmişlerdir.

Genjuro eve döndüğünde karısı ve çocuğunu görünce mutlu olur. Genjuro özür dileyerek neden onları terk ettiğini açıklamaya çalışırken Miyagi hiç önemli olmadığını, artık burada olduğunu ve önemli olanın da bu olduğunu söyler. Karısı ona yemek verir, Genjuro uyuyunca üzerini örter. O akşam son kez birbirlerini görmüşlerdir. Miyagi aslında askerler tarafından öldürülmüştür. Kocasını görmek için ölüler diyarına gitmeden önce son bir kez evinde kalmıştır. Genjuro mezar başındayken Miyagi’nin sesinden dinleriz:

“Ölmedim. Senin yanındayım. Saplantılarının bir sonu geldi. Tekrar kendin oldun. Ait olduğun yerdesin. İşin seni bekliyor.” –Genjuro’yu normal hayatına dönmüş, çömlek yaparken görürüz- “Ne harika bir şekil! Tekeri çevirirken sana yardımcı olmak en büyük zevkimdi. Pişerken görmek için uzun süre başında beklerdim. Odunlar kesildi ve hepsi hazır. Artık gözü dönmüş askerler yok. Bu yüzden çömleklerini huzur içinde yapabilirsin. Pek çok şey yaşadık. Sonunda olmanı ümit ettiği hale geldin. Ama ne yazık ki ben yaşayanların arasında değilim. Sanırım dünyanın düzeni böyle. “  -Son-

-  Uyarı Sonu. -



Facianın Diğer Eşiğindeki Mizoguçi
Film teknik olarak zamanın koşullarına göre oldukça başarılı. Özellikle fazlaca “şiirsel” bulunan göl sahnesi her filmde görebileceğimiz türden değil. Sisler arasından gelen sandalın Gölün hayaleti olduğuna Japon kültürüyle hiçbir alakası olmayan bir seyirciyi bile inanabilir. Bu arada söylemeden geçmeyelim. Bu bir korku filmi. Günümüz seyircisinin korku literatürüne pek hitap etmese de anlattığı hikâye olsun; içinde yer bulan hayalet, ölüler diyarı, büyücü gibi kavramlar olsun bu filmin bir korku filmi olduğunu gösteriyor.



Yönetmenin çıkardığı işte hayatının da etkileri olduğu söyleniyor. Yoksulluk içinde büyüyen Mizoguçi, babasının işini batırmasına, ardından babasının annesine ve kız kardeşine tecavüz etmesine ve yine kız kardeşinin hayat kadını olmasına şahitlik etmiş(2). Sonradan kız kardeşinin maddi desteği sayesinde sinemaya adım atmış olsa da yaşadıkları Kenji Mizoguçi’nin travması olmuş. Tüm Japon halkına doğrudan tesir eden savaşı henüz saymadık.

Mizoguçi, Ugetsu’da erkeklerin hırsları uğruna hayatı mahvetme, hatta hayatı yok etme potansiyelini ortaya koymuş. Her ne kadar 16. Yüzyıl Japonya’sında geçiyor olsa da İkinci Dünya Savaşı etkilerinin çok taze olduğu bir zamanda çekilen bu film toplumun taze yaralarına da işaret ediyor. Evet, hayat devam ediyor, ancak gözünü para ve hırs bürümüş insanlar yeri doldurulamayacak birtakım şeyleri yok ediyorlar. Mizoguçi tüm bu acıları geride bırakarak faciaların diğer tarafından sesleniyor bize. Çocukluk travmalarını ve toplumsal acıları bir potada eritiyor yönetmen.



Filmin sonunda Miyagi hayatını kaybetmiş, Ohama hayatının en kötü zamanını yaşamış olsa da eski günlerine dönüyorlar demiştik. Genjuro çömlek yapmaya devam ediyor, Genichi annesinin mezarına çiçek bırakıyor… Mutlu desek olmaz, mutsuz desek olmaz. Buruk bir son diyelim. Aslında bu son Mizoguçi’nin asıl istediği son değildi. Mizoguçi çok daha kötümser bir sonla filmi bitirmek istedi. Ancak Daiei Yapım Şirketi yönetmene mutsuz bir sonu kabul etmeyeceğini, en azından nötr bir son istediğini söyledi(3). Sanatçıya müdahale edilmesini tasvip etmek mümkün değil ancak bir yanımız da bu seferlik de şirketi dinleseydin de Miyagi’yi de kurtarsaydık ya Kenji Abi… Dedirtiyor.

            Kenji Mizoguçi Japonya sınırları dışında her ne kadar Akira Kurosawa kadar tanınır olmasa da Japon sinema sanatında önemli bir konuma yerleştirmiştir. 1920 ve 1930’larda yapmaya başladığı erken dönem deneysel filmleri dahil olmak üzere hayatı boyunca yaptığı 58 filmin birçoğu şu anda kayıp(4). Oluşturduğu sinema dilinin yanında Ugetsu’nun alt metnindeki feminist öğelerle modern sinemayı etkileyerek kalıcılığı yakalamıştır. Japon sinemasının altın döneminin en önemli parçalarındandır.





Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme